Batı bize neyi vadediyor?

Yıllardır kapısında dolandığımız, hayalini kurduğumuz,  yüzümüze gülmeleri için kul köle olduğumuz Batı medeniyeti artık,  kokuşmuş ve çürümeye yüz tutmuş, vahşiliği kendi filmlerine dahi konu olmuş bir medeniyettir.

Onlar kendilerini öyle tarif ediyorlar. Aslında bakarsanız                                                          tam da isabet etmişler: vahşi batı diyorlar kendileri için. Hani haksız da sayılmazlar. Çünkü bu ismi hak edecek çok büyük zulümler işlediler. Gayretullaha dokunan çokça kitallerin altına imza attılar.

Batı Medeniyetinden kasıt, Avrupa’nın büyük bir kısmı ile Amerika merkezli dünya görüşüdür. Çağdaş Batı Uygarlığı ise onun şekil almış süslenip vitrinleşmiş halidir.

Bu medeniyet bilimsel, nesnel, teknolojik anlamda çokça ilerleme kat etmiş, insanlık için bir sıçrama yaşatmıştır. Ancak hiçbir medeniyet, İnsan karşısında sadece hayatı kolaylaştırmakla tutunamaz. Çünkü insanı insan yapan daha asli, olmazsa olmaz ihtiyaçları mevcuttur. Kendisini insan olarak tanımlayan her bir birey adalet, mutluluk, huzur ve özgürlük açısından tatmin olmak ister. Dikkat edersek insanın arayışları hep bu eksende olmuştur. Bulamayınca da ya baş kaldırmış, yada baş kesmiştir. Peki, batı medeniyeti bunu karşılayabilmiş midir?  Bu ihtiyaçlara cevap verebilmiş midir?  Hep birlikte bakalım…

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla dünyayı kana boyamış yeryüzünü kana boyamış, milyonların ölümüne sebep olmuş, tarumar edilen mallar, çiğnenen namuslar Afrika ve Hindistan gibi sömürgeleştirilmiş ülkeler, analarından hür doğduğu halde bu vahşilerce köleleştirilmiş insanlar vesair bitmez tükenmez cürümler…

Tüm bunları yapan kendisi değilmiş gibi,  pişkin pişkin bir de uluslararası insan hakları platformları oluşturmuş, sözde insan hakları sözleşmeleri imzalamıştır. Maalesef kamuoyunun gözlerini boyamış, insan kasapları ve canileri iken kendilerini hak ve adalet dağıtıcıları olarak vasıflandırmışlar.

Batı medeniyeti birçok alanda insanı ıskaladığı gibi,  özgürlük anlayışında da insanı ıskalamıştır. Özgürlük anlayışı birey hedeflidir. İstek ve arzuların önüne engeller koymamıştır. İnsan nefsi azami derecede serbest bırakılmış. Dini, ahlaki değerler gericilik olarak tanımlanırken, nefse hoş geldiği gibi davranmak modernizm, ilericilik, çağdaşlık olarak görülmüştür. Tabii bunun sonucu hüsran olmuştur.

Bu durum artık çok açık ve net bir şekilde görülmektedir. Fransa’da doğan çocukların yarısından fazlası evlilik dışıdır. İngiltere’de boşanma oranı beşte üçtür. Bazı Avrupa ülkelerinde ise uyuşturucu kullanımı yasal hale getirilmiş, insanların intihar etmeleri için özel yerler tahsis edilmiştir.

 

Bu tablo neticesinde kendi arzu ve isteklerinin esiri olmuş bir neslin türemesine neden olmuştur. Batının yetiştirdiği insan tipi ‘ben’ merkezlidir. Hiç bir değere veya otoriteye göre değil,  kendi istek ve arzusuna göre hareket etmeyi amaç haline getirmiştir. Bu durumun ifade ettiği anlam,  insanın kendi ilahlığını ilan etmesinden başka bir şey değildir.

Batı medeniyeti tatminsizdir. Sınırsız özgürlük anlayışı aşırılığa sebep olmuş, lüksiyat ile müsrifleşmiş, fuhuş ile insanları sapıklaşmıştır.

Hülasa bu hastalıklı yapısıyla batı medeniyeti, insana vadettiklerini yerine getiremediği gibi, insanı insanlıktan çıkarmış. Onu ya çok yüceltip ilah derecesine çıkarmış, ya da ayaklar altına alıp hayvanlar seviyesine indirmiştir. İşte bu nedenle insana hak ettiği değeri verememiş ahsen olan insanı esfele yuvarlamıştır.

foto
Yazar: Hüdayi Pakdil
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal