Gaz Sımak (Sımak Tepesi) katliamı… (KÖŞE YAZISI)
Yazarımız Yusuf Rabatlı, Cumhuriyetin ilanından sonra yaşanan katliamlardan olan Gaz Sımak (Sımak Tepesi) Katliamını köşesine taşıdı.
Gaz Sımak (Sımak Tepesi) katliamı… (KÖŞE YAZISI)

Kahir ekseriyetin bilmediği, duymadığı bir katliam. Korku duvarlarının arkasında saklı kalmış, anlatılmaktan çekinilmiş bir yürek yakan bir olay…

Zulüm furyasının yakıp kül ettiği mahzun coğrafyanın ücra bir yerinde mukim bir tepenin adıdır Gaz Sımak.

Toplu katliamın yaşandığı bu tepede bulunan makber, bu gün bile yaşanmış acılara tanıklık ediyor.

Cumhuriyet rejiminin “tedip ve tenkil” amacıyla yapıldığını iddia ettiği bu katliamlar, öylesine bir travmaya öylesine bir korkuya neden olmuştu ki bu acıyı yaşayanlar duçar oldukları zulümleri gelecek nesillere aktarmaktan dahi çekinmişlerdir. Bu mezalim,  ne yazık ki “Yeni acılar yaşanır” endişesiyle  “gerçek yaşanmışlara” daima bir set olmuştur. Gaz Sımak katliamı hakkında sadece yaşlılarımızın haberdar olması ise bir ibret tablosu olarak önümüzde duruyor maalesef.

Şeyh Said kıyamı akamete uğradıktan sonra kıyamcıların bir kısmı, Lice, Hani ile Genç arasındaki sarp dağlara, derin vadilere ve mağaralara yuvalanarak mücadelelerine devam etmiştir. (Bu bölgedeki mücadele  Musê( Musa) Mehmet Ali, kardeşi Xelil(Halil) ve iki yoldaşlarının ibretlik bir ihanet ile 1936 yılında katledilmesine kadar devam etmiştir.)

1926’nın sonbaharında Lice ile Genç arasındaki bölgede mücadele eden kıyamcılara karşı düzenlenen askeri harekât hezimetle sonuçlanmış, harekâtın komutanı Ali Haydar eşek semerinin altına saklanarak canını kurtarabilmişti.  Harekât sırasında esir alınan binden fazla asker, kıyamcılar tarafından çevre köylerdeki evlere yerleştirilmişti. Bölge halkı esir alınan askerlere çok iyi davranmış, karınlarını doyurmuş ve yaralarını tedavi etmiş daha sonra da bu kişileri serbest bırakmışlardı.  Ne acıdır bu askerler, bir yıl sonra dönüp kendilerine iyi davranan bu köylüleri acımasızca katletmişlerdi.

1927 yılının Ekim ayında 7. ve 8. alaylara bağlı binlerce asker Lice, Kulp, Hani ve Genç arasında bulunan bölgeye sevk edilir. Bicar(Peçar) adlı verilen bu harekâtın yoğunlaştığı bölge Xançuk’tur. Harekâtın başında daha önce kıyamcıların elinden kurtulan Ali Haydar ve Ali Barut adlı komutanlar vardır.  Ekim ayının sonlarına kadar devam eden harekât sırasında resmi rakamlara göre 280 köy yakılır, binlerce insan en acımasız bir şekilde katledilir.

Şeyh Said kıyamına destek veren köylüleri cezalandırmak amacıyla düzenlenen Péçar Harekâtı 3 aşamadan oluşuyordu. Saldırının birinci aşamasında Lice ile Genç arasındaki Xançuk bölgesi hedef seçilmişti.

Bu bölgedeki köylere giren askerler, taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Erkekleri kurşuna diziyor, evleri ateşe veriyor köylülerin geçim kaynağı olan hayvanlara da el koyuyorlardı.

Harekat başladıktan kısa bir süre sonra Mıstan, Botyan, Murtezan’ın tamamı ile Kawar bölgesinin bir kısmını kuşatan askerler, köylerde yaşı 14’ten büyük olan tüm erkekleri topluyorlardı. Bazı köylüler ise ormanlık alanlara kaçarak canlarını kurtarabilmişti.

Baskın yapılan köylerde yakaladıkları kişileri önce bağlayan askerler, daha sonra dipçiklerle döve döve bu insanları götürüyorlardı. Köylerdeki erkekleri aldıktan sonra  hayvanlara el koyuyorlar akabinde ise tüm evleri ateşe veriyorlardı.

Mıstan aşiretine bağlı Dewa Rebet köyüne gelen askerler, diğer köylerde olduğu gibi burada da erkekleri toplamaya başlamışlardı.  Bu olayların tanığı ve geçtiğimiz yıllarda 95 yaşında vefat eden Hacı Selim Erdal konuya ilişkin şunları söylemişti:

“Askerler köyümüzü basmış tüm erkekleri topluyorlardı. Köyümüzden bazı erkekler askerleri görüp kaçtıkları için kurtulabilmişti. Beni de tuttular, yaşımı sordular 14 yaşından küçük olduğumu öğrenince bıraktılar. Bu köyden 7 kişiyi götürdüler. Götürdüklerinin tümünü Gaz Sımak’ta süngüleyerek öldürdüler.”

Şeyh Said kıyamı ve sonrasında gelişen olaylarla ilgili olarak bilgisine başvurduğum Mıstan aşiretinin önde gelen isimlerinden Fehmi Ağa (Acar) Gaz Sımak katliamı ile ilgili adeta belge niteliğinde bilgiler verdi.

Dört amcası ile dedesinin Şeyh Said kıyamından sonra katledildiğini söyleyen Fehmi Ağa o dönemde yaşananları şu sözlerle anlattı:

“Şeyh Said hareketi başladığında dedem Fakih Hasan, yaşlı olduğundan dolayı yerine amcam Abdulhamid’i Mıstan birliklerinin başına geçirerek onu gönderiyor.  Abdulhamit Amcam daha sonra Diyarbakır’da idam ediliyor.  Diğer amcam Sabri ise çatışmalar sırasında yaralanıyor. Köye geliyor bir müddet tedavi olduktan sonra askerler tarafından yapılan bir baskın sırasında yakalanıyor. Köylüler amcamı vermek istemiyorlar ancak askeri müfrezenin başındaki komutan onu serbest bırakacaklarına dair söz veriyor. Buna rağmen amcam Elazığ’a götürülüyor ve orada idam ediliyor.

Şeyh Said ve arkadaşları idam edildikten sonra da baskı ve zulümler devam etti. Şeyh Said’in idamından bir-iki yıl sonra yaşadığımız bölgeye büyük bir askeri harekât düzenleniyor.  Köylerde yakaladıkları 14 yaşından büyük tüm erkekleri götürüp öldürüyorlar.  O dönemde babamın yaşı küçük olduğundan dolayı kurtuluyor.  Dedem ile Mahmut ve Ömer adında iki amcamı da alıyorlar.  Dedemi köy içinde önce bağlıyorlar sonra ayaklarından ayrıca bağlayarak bir ağaca ters şekilde asıyorlar. Köyün içerisinde kendisine işkence ediyorlar.  Dedem aşiretimizin reisi olmakla birlikte, âlim ve kanaat önderiydi. Bu şekilde onun onurunu kırmaya çalışıyorlar.  Sonra 2 amcamla birlikte Gaz Sımak’a götürüyorlar.  Gaz, Zazaca ‘tepe’ demektir yani Sımak tepesine götürüyorlar.  Ayrıca hatırladığım kadarıyla Yürük ailesinden Berk Said’i, Yürekli ailesinden Meh Momey ile Derviş Momey’i alıyorlar.  Yine babamın bana anlattıklarından hatırladığım kadarıyla Sel Mom ile Meh Ali Mom Meh adlı köylüleri de Gaz Sımak’a götürüyorlar.

Gaz Sımak’ta; Mıstan, Botyan, Murtezan ve Kavar’dan tam 80 kişiyi topluyorlar. Topladıkları bu kişileri bir birlerine bağlıyorlar. Sonra bu insanları süngülüyorlar. 79 kişi orada can veriyor. Sadece bir kişi Mom Hüs yaralı haliyle ölü taklidi yaparak kurtuluyor.  Öldürdükleri kişileri orada bulunan bir çukura toplu olarak atıyorlar. Hatta çukura attıkları sırada bazı kişiler hala ölmemiştir. Cesetlerin altında kalarak ölüyorlar. Bu olayı Gaz Sımak’tan yaralı olarak kurtulan Mom Hüs anlatıyor. Hatta diyordu ki ‘cesetlerin altında bir yaralı vardı. Benden kendisini kurtarmamı istedi. Ben 18 süngü darbesi almıştım yaralıydım ona yardım edemedim.  O yardım isteyen kişi cesetlerin altında can verdi.’

80 kişiyi Sımak tepesinde bir çukura attıktan sonra askerler öldürdükleri kişilerin ölümünden emin olmak için bir süre o bölgede nöbet tutuyorlar. Sonra çekip gidiyorlar.

Öldürmekle yetinmiyorlar köylerdeki tüm evleri içindeki eşyalarla birlikte yakıyorlar. Hayvanlara el koyuyorlar. Kalan insanlar perişan oluyor. Aç kalıyorlar, açıkta kalıyorlar. Birçok insan göç etmek zorunda kalıyor. Bazı kişiler Diyarbakır’a bazıları Hani’ye, bazıları Hazro’ya göç etmek zorunda kalıyor. Büyük acılar çekiyorlar, yokluk ve fakirlik yaşıyorlar.”

Sımak tepesinde katledilen insanların büyük çoğunluğu gariban köylülerden oluşuyordu.  Resmi tarih her ne kadar harekâtın kıyama katılanlara yönelik olduğunu iddia etse de yerel kaynaklar “mahkûm” adı verilen bu kişilerden çok az kişinin bu katliamlarda hayatını kaybettiğini belirtiyor. Nitekim Ömer-i Faro, Emin-i Mıko, Mus Mehmet Ali ve Abdé Uço gibi zamanın meşhur mahkûmlarının mezkûr olaylar sırasında hayatlarını kaybetmediği görülüyor.

Öte yandan bazı kaynaklar Sımak tepesinde katledilen insanların sayısının 48 olduğunu belirtse de Reşat Hallı tarafından yazılan ve 1972’de Genelkurmay Başkanlığı resmi yayını olarak basılan “Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1924-1938)” adlı kitapta geçen şu ifadeler: “Süpülük Dağı’nın taranması sırasında, Ömer Faro çetesine mensup 49, Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız, Kançavare ormanlarında yine Emin Miko’ya mensup 4 silahlı 12’si silahsız şaki [haydut] tutularak öldürüldüler. Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek bir kısım erlerin et istihkakına karşılık birliklere verilmiş, çoğu Elazığ ve Diyarbakır’a gönderilerek mülki idareye teslim edilmiştir.” Gaz Sımak’ta katledilenlerin sayısının 80 civarında olduğunu destekliyor.

Söz konusu kitapta adı geçen Süpülük Dağı günümüzde “Supuluz Dağı” olarak addedilmekle birlikte yöre halkı tarafından “Ziyar” adıyla bilinmektedir. Katliamın yapıldığı Gaz Sımak Tepesi ise Supuluz Dağı’nın güney yamaçlarında ve Mıstan, Murtezan ile Kawar bölgelerinin arasındaki bir konumda bulunuyor.

Gaz Sımak’ta 80 kişi süngülenerek katledildiği sırada bu yere birkaç kilometre uzakta bulunan Murtazan’a bağlı Hégé Deri köyünde 83 kişi aralarında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olduğu halde camiye toplanarak diri diri yakılıyordu. (Hégé Deri katliamı hakkında Allah nasip ederse başka bir yazımda detaylıca bahsedeceğim.)

Yöre halkının Ser wéşayiş (yangın yılı) olarak adlandırdığı 1927’de yaşanan olaylar, en az Sabra Şatilla, Deyr Yasin, Roboski hatta Srebrenitsa’da yaşanan acılar kadar yürek yakan türdendir. Aralarındaki fark ise bu zulmün duyulmaması hatta katledilenlerin torunlarının dahi yaşanmışlardan bihaber olmasıdır.

Temennimiz Yüce Allah’tan böylesi kara günlerin bir daha yaşanmamasıdır…

Kategori: Genel
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal

KATEGORİ HABERLERİ

-