Diyar'ı Fetih (KÖŞE YAZISI)
Yazarımız Hüdayi Pakdil köşesine Diyarbakır'ın fethini taşıdı.
Diyar'ı Fetih (KÖŞE YAZISI)

"Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik "(Fetih,1)

Suriye ve İran’ın fetih edilmesinden sonra sahabenin komutanlığını yaptığı İslam orduları Anadolu üzerine sefere çıktılar. Bu seferde ön önemli fetih ise bölgenin merkezi olan Diyarbakır şehri oldu. Diyarbakır şehri Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun yukarı Mezopotamya’yı elinde tutması için önemli bir kaleydi.

Dicle Nehri’nin kenarına kurulan Diyarbakır’ı bu kadar önemli bir şehir yapan etkenlerden biri de sağlam surlarla çevrili olmasıydı. Yaklaşık dokuz bin yıllık olan Diyarbakır surları, Çin Seddi’nin ardından dünyadaki en uzun ve geniş savunma duvarıdır. Dünyanın en eski ve en sağlam surlarından olan Diyarbakır surları 5.700 metre uzunluğunda, 10-12 metre yüksekliğinde, 3-5 metre genişliğindedir. M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilenen surların 82 adet burcu, 4 yöne açılan ana kapıları bulunmaktadır. 

Diyarbakır’ın fethinde komutanlığı yapan sahabi İyâz b. Ganem’dir. İyâz b. Ganem (r.a.), Bedir, Uhud ve Hendek başta olmak üzere Peygamberimizin (sav) bütün gazvelerine iştirak etmiş bir mücahiddi. [2] Hz. Ebubekir’in halifeliği yıllarında irtidad olaylarının bastırılmasındaki başarısından dolayı komutan olarak Irak’a gönderildi. Daha sonra Suriye topraklarının genel komutanı sahabi Ebu Ubeyde b. Cerrâh (r.a.) onu Dımaşk’ın (Şam) fethinde (635) süvari birliklerinin kumandanlığına getirdi. Ebu Ubeyde şehadetinden önce İyâz’ı yerine vekil bıraktı. İyâz b. Ganem komutanlığındaki İslam orduları Halep, Humus, Rakka, Urfa, Habur, Malatya ve Nusaybin’i fethetti. Sırada bölgenin en büyük şehri olan o zamanki adıyla Âmid (Diyâr-ı Bekr) vardı.

Mekke’nin fethinden 9 yıl sonra 639 yılında Halife Hz. Ömer Diyarbakır’ın fethi görevini sahabenin seçkin komutanı İyâz b. Ganem’e verdi.

İyâz b. Ganem sekiz bin kişilik bir kuvvetle harekete geçti. Ordusunda bine yakın sahabe vardı. Diyarbakır şehrinin melikesi Bizanslara bağlı Meryem ed-Dariye idi. İyâz b. Ganem, şehrin melikesine teslim olması için mektup gönderse de, Meryem ed-Dariye şehri teslim etmeyi reddetti. Diyarbakır surlarının verdiği savunma imkânıyla Bizans askerleri şehri savundular. Şehir kuşatması uzun sürdü. İslam ordularının hücumları muhkem surlar karşısında etkisiz kalıyordu. Kuşatma bu şekilde 5 ay daha sürdü. Şehrin içerisine sızmak için sur dibinde sık sık keşifler yapan sahabiler, keşiflerden birinde surun doğu yönünde, sur duvarlarında gördüğü gizli bir su deliğini genişleterek oradan içeri girileceğini tespit etti.

Bu su deliğini genişlettiren sahabiler, bir gece yüze yakın seçkin savaşçıyla birlikte bu delikten şehre sızdı. Sahabeden oluşan bu birlik ile Bizans askerlerine saldırarak bu yere yakın bulunan ve şehrin fethinden sonra Fetih Kapısı ismini alan kapıyı açmayı başardı. Böylece İslam ordularının şehre girişini sağladılar. Kapıyı açmak için Bizans ordusunun nöbetçi askerleriyle yapılan savaşta içlerinde Halid b. Velid’in oğlu Süleyman b. Halid’in de olduğu 27 sahabe şehid düştü. Bu şehidlerin mezarları hâlen İçkale’de bulunan Hz. Süleyman Camisi bitişiğindeki şehitlikte bulunmaktadır.

Şehir fethedilirken Diyarbakır’daki Kürt halkı mukavemet göstermedi ve silahları toplatıldı. Bizans askerleri ise teslim olmak zorunda kaldı. Diyarbakır surlarında artık Roma’nın paçavrası değil, İslam ordularının tevhid sancağı dalgalanıyordu. Diyarbakır şehrinin merkezinde olan ve şehrin en büyük mabedi olan Martoma Kilisesi de fethin sembolü olarak camiye çevrilerek Ulucami adını aldı.

Diyarbakır şehrindeki Kürt halkının savaşmadan teslim olmasının sebeplerinden biri de, yakın zamanda İslam ordularının fethettikleri şehir halklarına yaptıkları iyi muameleden dolayıdır. Haçlı orduları bir şehri ele geçirdiğinde günlerce yağmalıyor ve halkı kılıçtan geçiriyor iken, sahabenin komuta ettiği İslam ordularında yağma ya da katliamların ne Kudüs’ün fethinde, ne Urfa’nın fethinde, ne başka bir bölgede yapıldığını duyamayız. Kürt halkı da bu durumdan haberdardı. Bu sebepler Kürt halkının İslam ordularına karşı Bizans’a yardım etmemesini sağlamıştır.

Diyarbakır şehrinin fethi sonrası Bizans’ın despotluğunda baskı ve zulüm altında yaşayan Kürt halkına iyi muamele edildi ve İslam dinine girmeleri konusunda bir baskı yapılmadı. İslam dininin üstünlüğünü gören Hristiyan olsun Mecusi olsun Kürt halkı akın akın İslam dinine girdi.

İşgal ve sömürge İslam medeniyetimizin kavramları değildir. Ulucami’de alnı secdeye giden Resulullah’ın (sav) ashabı sadece şehri değil, gönülleri de fethetmiştir. Bugün yeniden yürekleri fethetmenin yolu ise Süleyman bin Halid, Selahaddin Eyyübi’nin mirası olan İslam davasını sahiplenmekten geçer. Diyarbakır’ın Müslüman gençlerine yakışan ve layık olan dava da ancak bu davadır.

Fetihten sonra;

Sahabe nesli peygamberin mirasını ve onun eşsiz davasını ta Mekke'den, Medine'den yalın ayak, kıt imkânlarla at ve deve sırtında bizlere ulaştırabildi. Muhammed'i nur ile aydınlanan kalpleri onlara her beldeyi ve diyarı Diyar-ı Muhammed'e dönüştürmelerini emrediyordu.

Allah onları mahcup etmedi ve onlara seferide nasip etti zaferi de.

Allah tabiinleri de mahcup etmedi ve onlara da nimetler ihsan etti. İslam sancağını her bir nesil diğerine ulaştırmayı başarabildi.

 Ancak; bize gelince ne yazık ki bizler ahir zamana tutulduk. Peygamberin ve sahabilerin emanetine sahi çıkamadık ve ne hazin ki sancağı yere düşürdük. Allah tekrardan sahabe nesline yakışır bir nesil içimizden çıkarsın ve Allah bize sancağı tekrardan en yükseklerde dalgalandırmayı nasip ve müyesser eylesin.

Kategori: Genel
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal

KATEGORİ HABERLERİ

-