Tanığının dilinden Enfal katliamı
Emperyalist Batı’nın son yüzyılda kuklalarının eliyle mazlum Kürd halkına karşı işlediği ve üzerinden 32 yıl geçen Enfal katliamı ilk günkü gibi acısını koruyor.
Tanığının dilinden Enfal katliamı

Mazlum ve mustazaf Kürd halkına yönelik son yüzyılda gerçekleştirilen en büyük vahşet olan Halepçe katliamının üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen acısı ve hüznü dinmek bilmiyor.

Irak'ta Baas rejiminin Kürdlere karşı 1988 yılı Şubat sonlarında başlatıp, Eylül başlarına kadar devam ettirdiği Enfal katliamında, birçok yerde kimyasal silah kullandı.

Binlerce kişinin Saddam (Baas) rejimi tarafından kimyasal silahlarla katledildiği Halepçe katliamının üzerinden 32 yıl geçti. Kelime anlamı "yeniden fethetme" olan El-Enfal, 1988 Şubat'ı sonlarında başlayıp, Eylül başlarına kadar altı ayrı coğrafi bölgede, birbirinin devamı olarak tasarlanmış toplam sekiz askeri saldırının oluşturduğu diziye verilen isim.

Operasyonun genel komutası, Kerkük'te üslenmiş olan ve Mart 1987'den sonra Ali Hasan el-Mecid tarafından yönetilmeye başlanan Baas Partisi Kuzey Bürosu'ndaydı. Net sayısı tam bilinmemekle birlikte 182 bin kişinin bu operasyonlarda katledildiği belirtiliyor.

Enfal katliamında tüm ailesini kaybeden Hindren Cafer Hemed, o  dönem yaşadıklarını İLKHA'ya anlattı.

Halepçe katliamından 7 ay önce Saddam'ın Baas Partisi tarafından gerçekleştirilen kimyasal saldırının yapıldığı Irak Kürdistanı'nın Erbil kentine bağlı Şeqlawa ilçesinin Balisan köyünden olduğunu hatırlatan Hemed, o dönem 5-6 yaşlarında olduğunu ve anne, baba ve 2 yaşındaki kız kardeşiyle birlikte yaşadığını aktardı.

16 Nisan gecesi Saddam tarafından köylerine gerçekleştirilen kimyasal saldırıdan ailece kurtuldukların ancak ikinci saldırında tüm ailesinin şehid olduğunu ifade eden Hemed, "Bizim aileden hiç kimse kurtulmadı. Sadece ben kaldım ve 5 yaşından beri tek başımayım. Şu anda Erbil'de bir camide imam hatibim ve aynı zamanda Diyarbakırda da ilahiyat bölümünde yüksek lisans öğrencisiyim." dedi.

"Enfal katliamı 8 merhalede gerçekleşti"

Irak Kürdistanı'nda yapılan saldırılar ile Kürd milletinin iki süreçte yok etmeye çalışıldığını belirten Hemed, "İlk olarak Enfal katliamı gerçekleşti. 8 merhalede gerçekleştirilen bu katliamın ilki Süleymaniyeye bağlı Sergelû ve Bergelû'de başladı. Orada büyük sayıda insanları öldürdüler. Sonradan Koyê kırsalında Kelar Kıfrî, Germîyan bölgelerinde, Erbil'in Balisan ve Xoşnawetî bölgelerinde olmak üzere üç merhalede gerçekleşti. Üç merhale olarak yapmak istemelerinin sebebi, bizim ve etrafımızdaki bölge dağlık olduğundan dolayı Irak hükümeti orada kontrolu ele alamıyordu. Bundan dolayı kaç sefer kimyasal silah kullandılar. Irak hükümeti, Kürd halkını yok etmek için Kur’an-ı Kerim'den bir ayeti (Enfal) kullandılar. Halkımızı toplayıp çukurlara atarak üzerlerine kepçelerle toprak atıyor ve öldürüyorlardı. İlk kimyasal saldırı 16 Nisan 1987 tarihinde Balisan'da gerçekleşti ve bu saldırı sonucu yaklaşık 200-300 kişi yaralanıp şehid oldu. O zaman ben de oradaydım. Bahar günüydü. Anne ve babamla orada yaşıyorduk. Anneme gaz kokusu geldiğini söylediğimde babam, kimyasalın bize tesir etmemesi için hemen bir bezi ıslatıp yüzümüze bıraktı. Bu tür kimyasal saldırılara karşı evimizin arkasında bulunan mağarayı sığınak olarak kullanıyorduk. Annemle babam, ıslatılan havlu ve bezleri yüzümüze sararak oraya götürdüler. Balisan'da bir mağara vardı ve köylülerimiz dağa kaçarak o mağaraya sığındılar. Biz de bulunduğumuz mağaradan ayrılarak köyün karşısındaki büyük dağa kaçtık." ifadelerini kullandı.

"Derim elbise gibi soyuluyordu"

Kendilerinin Saddam'a teslim olmadıklarını fakat bazı köylülerin "Sizi tedavi edeceğim" vaadiyle Saddam'a teslim olduğunu aktaran Hemed, "Kimyasal saldırıdan dolayı halkın çoğu kör olmuş yada derileri yanmıştı. Halamın  söylediğine göre o zaman annemin kucağındaydım.  Annemin kucağından beni aldıklarında derim elbise gibi soyuluyordu. Kimyasalın üç tesiri vardı. Birincisi gözleri köreltiyor, ikincisi nefes darlığı oluşturuyor, üçüncüsü ise ateşle yakılmış gibi deriyi yakıyordu. Bundan dolayı halk dayanamayıp Saddam'a teslim oluyordu. Saddam da onların hepsinin izini kaybettirdi.  Bazılarını Erbil'e götürdü, bazılarını ise Süleymaniye'de diri diri toprağa gömerek şehid etti. Saldırı akşama doğru gerçekleşti ve havanın yağmurlu olması dolayısıyla kimyasalın tesiri azdı. Allah'ın rahmeti olmasaydı hiç kimse kurtulamazdı." şeklinde konuştu.

Bu saldırıda 100'den fazla kişinin öldüğünü ifade eden Hemed, "Babam peşmergeydi ve öldürüleceğini bildiği için teslim olmadı. Fakat sivil halk teslim oldu ve Saddam hepsini ortadan kaldırıp öldürdü. Sadece kadınları ve 2-3 yaşındaki çocukları getirip Xeflan ilçesine attı. Fakat biz dağlara doğru kaçtık. Önce Şeqlawe'ye gittik sonrasında dedemin evine Xelfan'a geldik. Xelfan halkı (Allah onlardan razı olsun), onlara yardım ederek tedavilerini yaptı, bedenlerini yıkadılar. Dedem de o zaman oradaydı. On yaralıyı yıkadığını söyledi. Birinci saldırıda 100'den fazla kişi hayatını kaybetti. 85 kişi Şêxwesan halkıydı ve o köy Balisan'ın arka tarafındaydı. 42 kişi de Balısan halkından hayatını kaybettiler." diye belirtti.

"Annem, babam ve 2 yaşındaki kızkardeşim şehid oldu"

İkinci saldırının, Enfal katliamının yedinci sürecinde gerçekleştiğini belirten Hemed, o dönemde yaşananları şu şekilde anlattı: "O sürecte saddam kendisi Xelifan'a gelip 'Balisan'ın etrafını temizlememiz gerekir, o bölge Kürdlerin elinde kalmamalı, oradan kovulmalılar.' dedi. Kurban Bayramı'ndan hemen sonra 31 Temmuz 1988 günü yine Balisan'a kimyasal saldırı yapıldı ve özellikle bizim aile hedef alınmıştı. Balisan dışında 'Kûne Sîxur’ adında bir mağara vardı. Burada annem, babam, kız kardeşim, başka ailelerden de 4 olmak üzere toplam 7 kişi yaşıyordular. Bu mağaraya gerçekleştirilen saldırıda 23 yaşındaki hamile olan annem, babam ve 2 yaşındaki kızkardeşim şehid oldu. O zaman ben orada değildim. Dedem babama 'Eğer Saddam'ın saldırısında ölürsen bu çocuk benim yanımda kalsın. Bu çocuk bizim ailenin tek evladıdır, benim yanımda kalsınki ailemizin soyu tükenmesin, aile olarak yok olmayalım' demişti. Dedemin yanında 2 ay kaldıktan sonra saldırı gerçekleşti. Çevredeki halk gelip yaralılara yardım ederek ölüleri defnettiler. Zaten kimyasal saldırı belirli bir bölgeye yapıldığı için sayıları azdı. Birinci sefer gibi o kadar kapsamlı bir alana yapılmamıştı. Birinci seferde Şêxwesan, Balisan'a ve etrafına yapılmıştı. Fakat ikinci sefer ortalama 500-600 meterekarelik bir alana yapıldı ki bu saldırı sonucunda bizim aile yanarak şehid oldu. Birinci saldırı önce köye, sonra da 'daha fazla halk ölsün' diye dağlara yapıldı. Fakat ikinci saldırı sadece dağlara yapıldı." dedi.

"182 bin Kürd hayatını kaybetti"

Hemed, "Enfal saldırıları Duhok'da Badidan Bölgesine, Erbil'de Süleymaniye'de ve Kerkük'e yapıldı. Anlatılanlara göre toplam 182 bin Kürd hayatını kaybetti. Kimyasal Ali, bir konuşmasında, ‘Nedir, hep 182 bin diyorsunuz; en fazla 100 bin kişi öldürmüşüzdür!’ diyor. Aslında kendisi de bu sözü ile yaptıklarını itiraf ediyor. Bizim bölgede, Balisan ve etrafında 200-300 kişi hayatını kaybetti. 16 Mart 1988'de Halepçe'de, Sergelû'de, Bergelû'de,  Kerkük bölgesindeki Koyê, Balisan, Wera, Xeta, Melkan köylerine, Duhok bölgesinde birkaç yerde kimyasal saldırı gerçekleşti. Örnek olarak Halepçede 5 bin şehid ve büyük bir sayıda insan yaralandı. Kimyasaldan dolayı yaralananlar, tedavi edilemediği için ölüyorlardı. Bölgedeki halkın tümü yaralıydı. Resmiyette bazı yaralılar belirlenmişti. Fakat yaralı oldukları halde belirlenmeyenler vardır. Bunun tespiti için bir ekip kurarak bu konu üzerinde çalışmaları lazım." ifadelerini kullandı.

Aradan uzun zaman geçmesine rağmen halen kimyasalın vücutlarında etki gösterdiğini söyleyen Hemed, "Yaralılara yardım etmek Kürdistan hükümeti ve Şehidler Bakanlığının görevidir. İsimleri Şehidler Bakanlığında yaralılar arasında yazılı olan kişilere gereken yardımlar yapılıyor ve ilgileniliyor. Gerektiği şekilde, bölgede yada yurtdışında gerekli tedaviler gerçekleştiriliyor. Ellerinden geldiği kadarıyla yardım ediyorlar. Tabiki bazı tedaviler ya çok zordur ya da mümkün değildir. Kimyasalın üzerinde etkisinin fazla olduğu kimselerde ne yazıkki o tesir çocuklarını da etkiliyor. Özellikle o dönemde hamile olanlarda da daha sık görülüyor. Balisan'da bazıları var ki gözlerindeki siyahlılığın değişmesi lazım ve bazılarının tedavisi için de Amerika'dan gerekli tedaviler getirilmiştir. Örneğin benim gözüm, gözlük kullanmadan görmüyor. 2013'te doktor, kimyasalın tesirinden dolayı bana kör olacağımı söyledi. Şehidler Bakanlığı beni Tahran'a götürüp gözümü ameliyat ettirdiler. Bakanlığın yardımıyla İran'da tedavi edildikten sonra bu gözlüğü bana verdiler ve çok şükür 2013'ten bu yana gözlerim daha fazla bozulmamış. Bu da Allah'ın bir imtihanıdır." şeklinde konuştu.

"Asıl intikam Allah'ın yanındadır"

Bu katliamları gerçekleştiren Saddam Hüseyin'in akibetini de hatırlatan Hemed, "Zülüm ve zalim asla devam etmez. İster Saddam olsun ister başkası. Firavundan Saddama kadar kim olursa olsun, zalimin zülmü sürekli devam etmez. Allah-u Teala mühlet verir, fakat ihmal etmez. Saddamı görüyoruz,  o kadar zülmetti, çocukları, yaşlıları kadınları öldürdü. Fakat sonucunu görüyoruz, Kusey ve Udey adında iki oğlu onun gözleri önünde öldürüldü. Saddam kendisi de öldürüldü. Ne zaman olursa olsun Allah-u Teala mazlumun intikamını alacaktır. Kürd halkına yapılan zülümler, Enfal ve kimyasal saldırıların intikamını Allah-u Teala bizim kendi gözlerimizle görmemizi nasip etti. Bu, dünyada olanı idi. Kıyamette de davacı olacağız. İnşaallah şehidlerimiz bize şefaatçı olacaklar. İntikam olarak bir hakim eliyle öldürülmesini istemiyoruz. Asıl intikam Allah'ın yanındadır. Allah-u Teala adaleti emrediyor. İnşallah, Allah-u Teala ondan intikamımızı alacaktır. Annesizlik, babasızlık ve onların sevgisinden uzak kalmanın intikamı bu dünyada ne ile alınabilirki?" dedi.