Bu ne Roma/Bizans sevdası?
Cumhuriyetin ilan edilişinin yıldönümü nedeniyle Uganda'da yapılan resepsiyonda Türkiye büyükelçisinin ve yardımcısının antik Yunan kıyafetleriyle sahnede yer alması "Cumhuriyet Roma'nın/Bizans'ın devamı mıdır?" sorusunu akıllara getirdi.
Bu ne Roma/Bizans sevdası?

Türkiye’nin Uganda Büyükelçisi Ayşe Sedef Yavuzalp ve yardımcısının antik Yunan kıyafetleriyle Cumhuriyet resepsiyonunda sahnede yer alması tepkilere neden olmuştu.

Bu olayın ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, giydiği kıyafet nedeniyle tepki çeken Büyükelçi Ayşe Sedef Yavuzalp’ın geri çağrıldığını sosyal medya hesabında duyurmuştu.

Tarihçi Mustafa Armağan da bugün sosyal medyada bir açıklama yaptı ve Uganda'nın başkenti Kampala'da yaşanan resepsiyon krizinin bir benzerinin Cumhuriyet'in 10'uncu yıldönümünde de yaşandığını gözler önüne serdi.

Armağan, o dönem yayın yapan Zonguldak Gazetesi'nin manşet fotoğrafını paylaşarak, "Zonguldak gazetesi de Türkiye Cumhuriyeti'ni 10. yılda Romalı kılığında gösteriyorsa o zaman bu iş Ankara'nın talimatıyla olmuş demektir. Tesadüfen olamaz.

Mesaj açık: Cumhuriyet Roma'nın/Bizans'ın devamıdır, dolayısıyla Osmanlı'ya, İslamiyete karşıdır!  Yoksa bu ne Roma sevdası?" değerlendirmesinde bulundu.

1923 yılında Cumhuriyet'in ilanından sonra Hilafetin kaldırılması (1924), şer-i mahkemelerin kaldırılması (1924), Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1925), Şapka Kanunu (1925) ve Müslümanların ezilmesi, tekke ve zaviyelerin kaldırılması (1925), hafta tatilinin cuma gününden pazara alınması (1925), takvim değişikliği (1926), rakamların kabulü (1926), Latin harflerinin kabulü (1928), Anayasadan "devletin dini İslam'dır" ibaresinin çıkarılması (1928) ve Arapça ezanın yerine Türkçe Ezan okunmasını getiren yasa (1935) gibi İslam'ı ve Müslümanları hedef alan uygulamalar aslında "Cumhuriyet Roma'nın/Bizans'ın devamıdır?" tezini güçlendiriyor.

Ayrıca bu uygulamalar Cumhuriyet'i kuran kadroların gücü ellerine geçirdiğinde tam bir batıcılıkla İslam dinini reddettiklerini ortaya koymuştu.

Kaldı ki Cumhuriyet'in kuruluş aşaması da günümüze dek tartışılagelen bir konu olarak ortada duruyor.

"Cumhuriyet ittifakla kabul edilmedi"

Nitekim tarihçi Armağan katıldığı bir TV programında Cumhuriyet'in ittifakla kabul edilmediğini, Cumhuriyet'in o günkü şekline muhalefette bulunan bir çok kişinin olduğunu şu sözlerle anlatmıştı:

"Kitaplarımızda genellikle, maalesef resmi tarihte öteden beri gelen bazı saptırmalar, yanlış anlamaya sebebiyet verecek ifadeler var, ittifakla Cumhuriyet kabul edildi, diyorlar. 289 milletvekilinden 158'i oy kullandı, o gün 159 kişi vardı, geri kalan 130 kişiye haber verilmemişti, onlar muhalifti. Yangından mal kaçırırcasına, bir gece İsmet Paşa ile Mustafa Kemal Paşa'nın başbaşa görüşerek ortaya koydukları Cumhuriyet'e itirazları olan, Cumhuriyet'e değil ama bu şekline itirazı olan milletvekilleri o gün çağrılmadı. 29 Ekim günü bunların katılması engellendi. Bir grup toplantısı, CHP toplantısı şeklinde başladı topladı, devam ederken sıralar değiştirildi, şimdi Genel Kurul var dendi, saat 20:30 civarında, Genel Kurul'da görüşülmeye başlandı, Halk Partisi'nin kendi toplantısı olduğu için diğerleri katılamadı, Kazım Karabekir Trabzon'da Rauf Orbay İzmir'deydi. Sonra buna itiraz ettiler, 'biz de bu ülkenin kurtuluşuna katkıda bulunduk, hayatımızı riske attık, niçin orada beraber yola çıkmışken, neden yokuz' diye."

İçimizdeki Bizans/Roma sevdalıları

Uganda'da yaşanan antik Yunan kıyafeti krizi ve Zonguldak gazetesinin manşetiyle birlikte İstanbul'un fethiyle ilgili, 1982 yılında Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan kitapta yer alan ve Gezi eylemlerindeki "Zülüm 1453’te başladı" şeklindeki skandal ifadeler de "içimizdeki Bizans/Roma sevdalılarını" gün yüzüne çıkarmıştı.

1982 yılında Genelkurmay Başkanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından hazırlanan ve Emekli Amiral Afif Büyüktuğrul’un yazdığı “Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması” Cilt-1 sayfa 143’te İstanbul'un fethi işgal olarak gösterilmiş ve şu ifadelere yer verilmişti:

"…Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u alır ve bölgenin deniz güvenliğini sağlayabilirse Osmanlı Devleti'nin en önemli sorununu çarelendirmiş olacaktı. İki nedenden ötürü 'İstanbul'u işgal!' harekâtında gecikmek istemiyordu:

-İstanbul herhangi bir biçimde Latin yönetimine geçerse bu şehri işgal! etmek büsbütün zorlaşacaktı.

-Bir Hıristiyan ittifak meydana gelirse, işgal! harekatı daha kuvvetli zorluklarla karşılaşacaktı.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u işgal! için yaptığı ilk hazırlık…"

Mayıs 2013'te ağaç kesme bahanesiyle başlayan, gerçekte ise iç ve dış mihraklarca desteklenen güruhların oluşturduğu Gezi eylemlerinde "Zülüm 1453’te başladı" şeklindeki duvar yazısı da Hazreti Muhammed tarafından müjdelenen İstanbul'un fethinin birileri için ne kadar büyük bir felaket olduğunu ortaya koymuştu.

Sonuç olarak yaşanan tüm bu vakalar, Cumhuriyet'in, İslam düşmanı Batı'ya şirin gözükmek adına ilan edildiği ve halen Bizans/Roma kalıntılarını taşıdığı şüphelerini bir kez daha akıllara yerleştirdi.

Kategori: Genel
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal

KATEGORİ HABERLERİ

-