22 Eylül 2017 Cuma

TÜRKİYE - RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGENİN GELECEĞİ ÜZERİNE

30 Kasım 2015 Pazartesi, 15:12

Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Rusya’nın bütün diyalog kapılarını kapatması ve ısrarla gerginliği tırmandırması; aslında Rusya’nın, kendi uçağının düşürülmesine bile bile yol açtığı veya en azından bu ihtimali önceden göze aldığı ihtimallerini akla getiriyor. Zira Rusya gibi bir devletin angajman kuralları apaçık ortada olduğu ve daha önce ciddi uyarılarla karşılaştığı halde, yanlışlıkla sınır ihlali yapmış olması mümkün değildir. Kendisini süper güç olarak gören Rusya’nın, bunun verdiği özgüven ve şımarıklıkla daha önce birçok ülkenin hava sahasını ihlal etmiş olması ve bugüne kadar eski Sovyet korkusunun etkisiyle bir karşılık görmemiş olması da Rusya’yı kural tanımız bir yönetim anlayışına sürüklemiştir. Dolaysıyla Türkiye’den böyle bir cüretkarlık beklemiyor olmuş olması da ihtimal dahilindedir.

Ayrıca uçağın düşürülmesinden hemen önce Türkiye tarafından yapılan uyarıların ilgili Rus birimlerince Rus pilota iletilmediği/uçaktaki ilgili sistemin önceden kapatıldığı gibi iddialar da var..!

Türkiye’nin ilk günden diyalog girişimlerinde bulunmasına karşın Putin’in tüm diyalog kapılarını kapatması ve Türkiye’nin hiçbir şekilde kabul edemeyeceği 1- Düşürülen uçağın Suriye topraklarında vurulduğunun kabul edilmesi, 2- Özür dilenmesi, 3- Suçluların cezalandırılması gibi taleplerde bulunması, Rusya’nın bu gerginliği istediği ve bilerek tırmandırdığını gösteriyor.

Uçağın düşürülmesinden sonra yaşananlara baktığımızda, Rusya daha büyük ve daha güçlü bir şekilde Doğu Akdeniz ve Suriye’ye konuşlandı. Hava araçlarına sahip olmayan IŞİD için olmadığı apaçık ortada olan S300 Füzelerini Suriye’ye konuşlandırdı. Hava operasyonlarını arttırdı ve kara harekâtına karadan da askeri destek vermeye başladı. Türkiye sınırına yakın konuşlanmış Türkiye destekli muhaliflere ve sivillere yönelik daha pervasızca saldırılara başladı. Tüm bunları yaparken de, Türkiye ile yaşadığı kriz ve gerginliğin etkisiyle Türkiye’yi savunma psikolojisine sokarak, Türkiye’nin Suriye üzerindeki psikolojik baskı ve etkinliğini kırdı.

Esad ve destekçileri açısından bakılınca ulaşmak istedikleri hedefin önündeki en büyük engel Türkiye’dir. ABD ile bir şekilde anlaşabilmiş olsalar da, Türkiye’nin ayak diremesi süreci uzatıyor. Bu nedenle Suriye’de biran önce hedefe ulaşabilmek için Türkiye’nin Suriye üzerindeki etkisinin kırılması ve saf dışı bırakılması gerekiyor.

Şimdi Türkiye’nin Suriye sınırında, kılıcını kınından çekmiş agresif davranışlarda bulunan ve intikam alacağı intibaı uyandıran güçlü bir Rusya’nın olması, Türkiye’nin Suriye’deki etkinliğini ciddi şekilde kıracak ve elini kolunu bağlayacaktır!? En azından Rusya’nın planı bu…

Soğuk savaş argümanlarını kullanmada oldukça tecrübeli ve kabiliyetli olan Rusya, şimdiden Türkiye’ye karşı diplomatik ve ekonomik savaştan bahsetmeye başladı.

Rusya’nın bundan sonra hangi adımları atacağı ve krizi nereye kadar tırmandıracağını tam olarak kestirmek mümkün olmasa da, özellikle SSCB dönemi Rus politikaları ve bil hassa Osmanlı – Rus ilişkilerinin tarihi seyri, bundan sonrası içinde bir fikir verebilir. Karamsarlık veya iyimserliğe mahkûm olmadan, tarihi verilere de bakarak realite görülmelidir. Komşunuzun evinde çıkan yangın eğer söndürülmezse, mutlaka sizin evinize de sıçrayacaktır. Bu bağlamda 5 yıldır devam eden ve 350 bin insanın hayatına mal olan, milyonlarca insanın mülteci durumuna düştüğü ve halihazırda sahasında emperyalist güçlerin tüm askeri ağırlıklarıyla konuşlandığı Suriye’de devam eden savaş başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini de içine alarak bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeline fazlasıyla sahip olup, daha önce hiç olmadığı kadar yakın bir tehdit olarak belirmiş durumdadır…

Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türkiye’nin, Osmanlı’nın siyasi ve kültürel mirasını reddederek Osmanlı hinterlandından çekilmesi/ilgilenmemesi ve kendisini içe kapatması; ayrıca II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ve daha sonrasında soğuk savaş döneminin iki kutuplu dünyası, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde nispeten sakin bir dönem yaşamasını sağladı. Ancak Türkiye’nin son yıllarda kendi kabuğunu kırarak proaktif dış politika izlemesi, bölgesel ve küresel güçlerle karşılaşmasına zemin hazırladı… Bütün mesele ise Türkiye’nin, kabuğunu kırmak için kuluçka süresini tamamlayıp tamamlayamadığıdır!?

Neredeyse bir asırdır kendi kendisini inkâr etmiş, dostunu düşman – düşmanını dost bellemiş ve içi boşaltılmış, alt yapıdan yoksun olan siyasal yapı, acaba gerçekten kendi kendini restore etti mi, yoksa kuru bir hamaset midir söz konusu olan!?  Bu farkın doğru bir şekilde tespit edilmesi ve ona göre adımların atılması gerekir. Ülke içinde iç barışın sağlanması, dışarıda ise Özellikle Osmanlı hinterlandında bir asırdır esen emperyalist esintilerin etkisiyle sarhoş olmuş bölge ülkelerinin ayılması gerekir… Yoksa bir Hristiyan birliği olan AB ve dostluğu düşmanlıktan beter olan stratejik ortak(!) ABD, İhtiyaç duyulduğu zaman Türkiye’nin yanında yer almayacaktır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; Dünya, kesin sonuçların alındığı ‘meydan savaşları’ dönemini geride bırakmıştır. Artık savaşlarda kesin sonuçlar alınamamakta ve kazananda, kaybedende onarımı mümkün olmayacak şekilde zarar görmektedir. Bu durum 5 yıldır devam eden Suriye savaşında tüm çıplaklığıyla izlenmektedir. Dolaysıyla bir iç savaş gibi başlayan ve bölgesel/küresel güçlerin çıkar savaşına dönüşen ve ayrıca bütün bölge ülkelerini içine alacak potansiyele sahip olan Suriye savaşı biran önce bitirilmeli, bunun içinde (umutsuz bir vaka gibi olsa da) karşıt kutuplarda olan bölgenin Müslüman ülkeleri bir araya gelerek samimi bir irade ortaya koymalıdır.

Her ne kadar ekonomik ilişkilerde bir küreselleşme çağı yaşanıyor ve bu durum küresel çapta bir savaşı engelliyor olsa da, gittikçe derinleşen ekonomik ve siyasal krizler dünyayı yeni bir patlamanın eşiğine doğru sürüklüyor. Gerek I.Dünya Savaşı, gerekse II.Dünya Savaşı öncesinde yaşananları göz önünde tutunca; bugün yaşanan hadiselerin belki küresel olmasa da bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Unutulmamalıdır ki ibret alınmadığı taktirde, tarih tekerrürden ibarettir…

İsim * E-posta
Başlık
Yorum *
Kodu Giriniz * 9020 >>