22 Eylül 2017 Cuma

Hasetçinin Mazlumiyeti

25 Mart 2014 Salı, 13:33

 

 ‘‘Haset eden bir kimse gibi, mazluma benzer zalim görmedim’’diyor, İmam Ali (ra).  Haset, bünyesinde birçok hataları barındıran bir günahtır. Onun esiri olan kimseler, gözünü ve gönlünü bürüyen kıskançlık duygusuyla, hakkı görmez ve hakikati duymaz olurlar. Bu yüzden yalan söyler, zulmeder hatta cinayetlere cüret ederler. Haset hastalığına tutulmuş kimse, mazlum rolü oynayan bir zalimdir. Tutulduğu kıskançlıkla kıvranırken onu görenin acıyacağı tutar. Aslında o, başkasının ikbalini çekemeyen ve onun nimetinin zevalini isteyen bir mücrimdir.

   Kendi bireysel veya gurupsal maslahatlarını İslam’ın maslahatlarıymış gibi sunan ve maslahat adına hakkı, adaleti kurban eden sözde maslahatçı, takiyecileri tanımak ve onların duygu ve algı kontrolü veya yönlendirmesine karşın haktan şüphe etmemek ve de batılı hak zannetmemek son derece önemlidir. Zira bugüne dek zalimler hakkı ve adaleti maslahat adına kurban etmişler ve kendi haksızlıklarını da maslahat adına meşrulaştırmışlardır. Yine Hıristiyanlık gibi semavi dinler de maslahat adına tahrif edilmişlerdir.

   Bugün Türkiye’de bir süredir gündemi meşgul eden hadiselere ve bunların baş aktörü durumunda olan ‘paralel yapı’ ve onun mümessillerine baktığımızda, kendileri dışındaki birçok kesimi mağdur etmiş olmalarına rağmen kendilerini mazlum olarak konumlandırmaları tam bir aymazlık örneğidir.

Başbakan’ın kendileri hakkında söylediği bazı sözlere atfen; ‘‘ bir gönül yıkmanın bedeli ağır iken, milyonların gönlünü yıkmanın bedeli ağır olmaz mı, böylesine bir tavır gayretullaha dokunmaz mı, Bundan korkmak gerekmez mi?’’ şeklindeki haykırışlarını aslında herkesten önce kendilerine yöneltmeleri gerekmektedir. Zira birçok İslami camia hakkında yaptıkları yalan haberleri ve kullandıkları aşağılayıcı ifadeler bir yana 28 Şubat sürecinde başörtülü oldukları için okuma haklarının gasp edildiği, polis zoruyla yaka paça sınıflarından çıkarıldıkları dönemde, onların yanında olmayıp darbecilere şirin gözükmeye çalıştıkları zaman milyonlarca Müslüman’ın gönlünü yıkmamışlar mıydı? Mavi Marmara şehitleri için gözyaşı döken milyonları incitmemişler miydi? Bunlar gayretullaha dokunmaz mıydı? Bugün Başbakan’ı birilerinin uyarmasını isteyenler, o gün bu yanlışların mümessillerini uyaramazlar mıydı?

Varlığına kastettiğiniz birinden size dönüp tebessüm etmesini beklemek, yüzüne tokat attığınız adama yüzün neden kızardı diye sormak pişkinliğin ve aymazlığın zirve yaptığı bir karakterin tezahüründen başka bir şey değildir…

İsim * E-posta
Başlık
Yorum *
Kodu Giriniz * 6458 >>

Yazara ait diğer yazılar [ Tümü ]